BU NE YAMAN ÇELİŞKİ

Türkiye’de ilk televizyon yayın hayatına başladığında tek kanal vardı ve 19 dan 23’ e kadar yayın yapardı. Böyle kalsa daha iyiydi milletçe televizyonun esiri değildik. Gün boyu çevremizde olan bitenle ilgilenmeye vaktimiz kalıyordu. Gerçek anlamda sosyalleşebiliyorduk.
Zaman ilerledikçe televizyonculukta teknolojiye paralel olarak gelişti. Şimdi o kadar kanal var ki birçoğunun adını bile bilmiyoruz. 24 saat yayın var gecemiz gündüzümüz birbirine karıştı. Adeta televizyonun kölesi olduk ondan artan zamanlarda yaşıyoruz. Hatta evin hangi köşesindeyse karşısına geçip hep aynı yöne bakıyoruz. Dünyaya bakış açımız bile sabitlendi. Sözde iletişim çağındayız hiçbir şey gizli değil ama olan biteni televizyonlardan nasıl anlatılırsa öyle bilip kabul ediyoruz. Biraz gücünüz varsa medyayı ele geçirmişseniz istediğiniz konuyu istediğiniz gibi lanse edebiliyorsunuz. Gerçekte ne olursa olsun herkes meseleyi televizyonlarda anlatıldığı gibi biliyor. Gerçeği araştıran, merak eden, bilen kimse kalmadı. Sonra yayın yapan kanallar ve yayın saatleri çoğaldı hayatımıza brezilya dizileri girdi. Bu dizilerde önceden hikâye olarak bile anlatsanız ahlaksız sayılacak konuları merakla izler olduk. İzlemekle de kalmadık refleks olarak birde izlerken taraf olduk. Dizilerde ki tüm kadınlar tüm erkeklerde akrabalık bağlarına bakmadan yatarlardı bizde ailece oturup izlerdik. Sonra benzer dizileri bizde yaptık ve derken yaşamaya başladık. Öylesine benimsedik ki durum siyasete de yansıdı.
Hani Necip Fazıl’ın destan şiirinde “bir şapka bir eldiven bir maymun ve inkılap” diye bir mısra var ya. Şimdi de bir televizyon, bir gazete bir maymun ve inkılap oldu. Kısacası kim kimdir, ne nedir ne doğru ne yanlış hiçbir şey belli değil. Gelin son 15 yılda yaşadıklarımıza bir bakalım.
Zirvesi 28 Şubat diye bilinen bir süreç yaşadık. Darbeciler, cemaat ve Ak parti vardı. Sonra ak parti iktidar oldu darbecileri Ak partiyi ve cemaati bitirme planı yaptılar diye hepsini terörden çeri attık. Ak parti ben bu davanın savcısıyım dedi CHP de avukatıydı. CHP cemaate düşmandı. Derin devlet vardı ve tü kakaydı. Gerçekte ne oldu bilmiyoruz ama şimdiki geldiğimiz duruma bakın ki;
Ak parti Ergenekon’u savunuyor. (savcısıyken avukatı oldu) cemaate le ak parti karşı karşıya geldi cemaatin adı paralel yapı oldu. Onları bitirme planı yapanlar hala içerideyken inlerine kadar girip bitireceğiz diye meydanlarda söylenir oldu. Bir dönem danslarda eş değiştirme modaydı ve ahlaksızlık sayılırdı aynı onun gibi eş ve düşman değiştirdiler. CHP cemaatle, Ak parti 28 Şubatçılarla kanka oldu. Arada tek bir fark var CHP her iki tarafla da kanka. Ak parti cemaatle kanka iken düşman oldu. Durum iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı.
İnsanın aklına şu meşhur hikâye geliyor. Hani bir hastanede iki hasta yatmaktadır. Duvar kenarında umutsuz bir hasta cam kenarında yaşlı ama umut dolu bir amca. Amca her gün pencereden bakıp her gün parka gelen bir yaşlı dede ile torununun hikâyesini anlatır umutsuz olan hastaya. Ama onun cam kenarında ki yatağa geçmesine izin vermez. Ertesi gün ne olacak diye sabırsızlıkla bekler umutsuz olan hasta. İçine umut olur adeta yaşlı amcanın anlattıkları. Bir gün cam kenarındaki amca fenalaşır ve umutsuz hasta sırf onun yerine geçebilmek için çağrı ziline basmaz ve amca ölür. Umutsuz hasta heyecanla amcanın yerine geçer ve perdeyi kaldırdığında pencerenin önünde park değil yarım metre mesafede bir duvar olduğunu görür.
Galiba milletçe muhalefetteyken var zannettikleri, hatta savundukları şeylerin iktidara geçince aslında öyle olmadığını görmenin yaşattığı travmayı ve şoku yaşıyoruz.
Diye düşünüyorum ben. Bakalım daha neler göreceğiz, yaşadıkça!
 

Top